Burgazada

Cumartesi 14:00 vapuruna kalmış olmanın verdiği kalabalık ile Kabataş’tan yola koyuluyoruz. Güzel bir hava ve günlerden Cumartesi olmasından dolayı olsa gerek bir an bu vapur bu kadar kişiyi taşıyabilecek mi diye düşünmedim desem yalan olur.

Kabataş’tan Burgazada yaklaşık 1 saat sürüyor. Kadıköy ve Kınalı adadan sonraki durak Burgazada. Biz şehir hatları kullanarak gittik ama Kabataş’tan ve Bostancı’dan İdo’nun farklı seferleri bulunuyormuş. Özellikle Bostancı’dan seferler daha sık. Onların yolculuk saatleri daha kısaymış sonradan öğreniyoruz.

Vapurun kalabalığından iner inmez karaya ayak bastığımız için bir oh çekiyoruz. Burgazada prens adaları arasında büyüklük sıralamasında üçüncüdür. Eni boyu 2 km olan küçük bir ada. Yunanca ismi ise Antigoni.

burgazada

Adaya inince Akdeniz ya da Ege’de bir sahil kasabasına gelmiş hissi doldu içime. Öncelikle kalacağımız otelin yerini araştırmaya koyuluyoruz. Otelimiz Mehtap Otel, Google Maps’e bakarak otel iskeleye 350 metre uzaklıkta göründüğü için “aa çok rahat yürürüz” diyoruz ama yokuşları hesap etmediğimizi yola çıkınca anlıyoruz. Eğer öğlen saatlerinde giderseniz otele faytonla çıkmanızı tavsiye ederim. Burgazada’da bu otel dışında bir öğretmenevi, birde otel bulunuyor. Konaklama alternatifi çok fazla değil.

Odamıza yerleşip bu manzaraya karşı oturup adada olmanın keyfini çıkarmaya başlıyoruz. Karşı kıyı İstanbul, Levent’e kadar görünüyor. İstanbul’a bu kadar yakında olup sessiz sakin İstanbul’u izlemenin keyfi bir başka.

Manzarada oturup kendimizi dinleyip biraz dinledikten sonra akşam yemeği için ününü daha önceden duyduğum Kalpazankaya koyuna doğru yola koyuluyoruz. Otelin alt sokağından faytonlar geçtiği için yaklaşık 5 dakika içerisinde Kalpazankaya koyuna ulaşıyoruz. (Yaklaşık 20 dakikalık bir yürüyüş ile de gidilebilir.) Burası iskeleye göre adanın tam arkasına denk geliyor.

Kalpazankaya’nın özellikle haftasonları çok kalabalık ve yer bulmanın sorun olacağını daha önceden duymuştum. Bundan dolayı otel çalışanlarından yardım alarak zar zor iki kişilik bir rezervasyon yaptırabildik. Biz balık yemeği tercih ettik ama buranın tandırı hakkında da güzel yorumlar duydum. Mezeler,balık ve atmosfer Akdeniz kıyısında bir kasabadaymışım duygusunu hissettirdi. Yemekler dışında Kalpazankaya’da tavsiye edebileceğim en güzel şey günbatımını izlemek. Akşam saatlerinde Kalpazankaya’ya gelecekseniz mutlaka güneşin battığı saati yakalayın derim.
Burgazada’da ikinci günümüzde, pazar olmasına rağmen erken uyanıp hava daha ısınmadan yürüyüş yapmak için kendimizi dışarıya atıyoruz. Adada bulunan evler, her sokak arasından görünen farklı manzaraların arasından yürümek çok iyi geliyor. Tepede ormanlık bir alanda bulunuyor. Burada yürüyüş yapanlara da rastlıyoruz. Yürüyüşün ardından otelde kahvatımızı yapıp adayı bu seferde fayton ile ada turu atmak için iskelenin yakınında bulunan Burgazada taksi durağına ilerliyoruz. Fayton ile adada büyük bir tur atmak yaklaşık 40 dakika sürüyor. Tur iskeleden başlıyor, Kalpazankaya koyunda 10 dakika molanın ardından adayı turlayarak tekrar iskeleye dönüyoruz.

Ada içerisinde denize girilecek koylarda bulunuyor fakat deniz çok temiz görünmüyor. Biraz açıklara gidip girmek daha iyi olur diye düşünüyorum.  Adadan ayrılmadan önce Sinem dondurmacısından dondurmalarımızı alıyor (damla sakızlı ve karamelli tavsiye edilir) ve dönüş vapurunu beklemeye başlıyoruz.

Burgazada haftasonu tatili geçirmek, İstanbul’dan kısa süreli uzaklaşmak için gidilebilecek bir kaçış noktası. Zamanımız yetmediği için Sait Faik Abasıyanık’ın yaşadığı ve bugün müzeye dönüştürülen evi ve Vedat Milor’un tavsiye ettiği restaurantlardan biri olan Fincan Cafe’ye uğrayamadan geri dönüyoruz. Burgazada İstanbul’dan çok kolay gelinebilecek bir nokta olduğu için gidemediğimiz yerleri bir sonraki Burgazada gezisi için not alıyoruz ve İstanbul’a dönüyoruz.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *